Bekir K. AHISKALI
23.01.2010
Okuyucularımız neden böyle bir başlık seçtiğimi merak edebilirler.
Bu başlığı seçmemde özel bir neden var. Bana göre bu başlık anlatmak istediğim konuyla yakından alakalı.
Güvercinler vardır;
Bazıları renkleriyle barışa sembol…
Bazıları takla atışlarıyla bir takım meraklılarına görsel şölen sunan…
Bazıları kartalların pençesinden kurtulamayan..
Bazıları paçalı…
Bazıları ise yaptıkları hizmet itibariyle haberci…
İşte bunlar zaman zaman kendi idam fermanlarını taşımaları itibariyle başkaları tarafından kullanıldıklarını fark etmeyen zavallı, bilinçsiz canlılar..
Evet pota güvercinlerinden bahsediyorum. Bunlar ne taşıdıklarını bilmezler. Bunlara taşıdıkları şeyi nereye götürmeleri gerektiği eğitilmeleri neticesinde öğretilir ve öğretilmiş acizlik olarak bu vazifelerini yaparlar. Bu halleri itibariyle bana İwan Pawlow’un köpekler üzerinde yaptığı ve daha et verilmeden ayak seslerini duymaları neticesinde salya akıtmaları gerçeğini hatırlatmaktadırlar.
Posta güvercinleri ayaklarına bağlanan şeyin ne ehemmiyetini bilirler ne de içeriğini. Bu içeriğin doğru olup olmamasının da farkında değillerdir. Yeter ki ayaklarına bir çaput bağlanmaya dursun hemen kanatlanır ve bir avuç darıyı kazanma adına hayatlarını tehlikeye atarak, kartalların pençelerini geçirilebileceklerini düşünemeden ilgili yere doğru yol almaya başlarlar.
Öyle zamanlar olmuştur ki kendi ölüm fermanlarını taşıdıklarının farkına varmadan hedefe doğru uçmaya başlamışlardır. Bir avuç darı uğruna avcıların başka duygularını tatmin ettikleri, tetiklerin çekileceği hedefler olarak gökyüzündeki geçiş koridorlarında belirmişlerdir. Bu tamamen başkaları tarafından öğretilmiş bir acizliktir. Ben onların bu durumuna böyle bakıyorum. Yeter ki gagalarına bir avuç darı dokundurun kendi varlıklarına bile muhal bir gayretle havalanırlar.
Sadi Şirazi der ki; güvercini tuzağa düşüren bir avuç darı sevdasıdır, bir avuç darı derdidir.
İnsanlar istediklerine “barış sembolü güvercin”, zevklerimize hitap edene “taklacı güvercin” ve çıkarlarımıza hizmet edene “posta güvencini” isimlerini takarız da o zavallılar bunu yapanlarının asıl amaçlarının farkında olmadan haber taşır dururlar.
Sanıyorum ki günümüzde en geçerli ve en çok kullanılan yol bu. Bir tutam imkan, bir avuç darı ver bir de boyunlarını sıvazladın mı yapmayacakları hizmet yoktur bu hayvanların…
Bu yazıyı neden mi yazdım haber taşıyanların taşıdıkları haberin doğruluk ve yanlışlığını bilme iz’an ve düşünme yetenekleri olmadığını görmemle birlikte bunların ne amaçla kullanıldıklarını fark etmemin aynı zamana denk gelmesinden mütevellit.
Bekir K Ahıskalı
Bedoş Serisi-2
Cümle Kapısı
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Bedoş'un Eşeği-1*
Bekir K. AHISKALI
23.01.2010
Bedoş'un Eşeği-1*
Yazar Bekir K. Ahıskalı
12 08 2009
Son zamanlarda en çok duyduğum yakıştırmalardan birisidir "Bedoş'un eşeği"
Hani neresinden duysam da ucu bana dokunmasa diye duymamazlıktan geldiğim bir ifade. Israrla kulaklarıma sokulmaya başlanan bu sahip-merkep ilişkisini kaleme almaya karar vermek zor olmadı. Aslında böyle bir ifadeyi yazı diline dökmek ve yaşananları anlatmak Bedoş amcayı kızdıracak olsa bile benim hayatıma benzeyen yanları itibariyle yazmanın faydalı olacağını düşünüyordum. Yeğenlerinden ve torunlarından duyduğum bu ifade kulaklarımdan çıkmamak üzere yer ettiğinden artık topluma mal edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Olayın biraz da Nasreddin Hoca'nın hayatını ve yaşadıklarını anımsatan yanları da yok değil. Dışarıdan bakınca zaman zaman gülünecek kadar mizahi, zaman zaman da fedakarlık, idealistlik, içeriden bakınca ağlayacak kadar dramatik bir sahip-eşek ve ahali ilişkisi. Bu sebeple hayatıma benzeyen yanları oldukça fazla
Bedoş amca zevkine midir?, kahrına mıdır? bilinmez eşek besler ve yaşadığı ortamda eşek besleyen adam olmanın anlamsız gögüs kabarıklığını yaşayan bir Anadolu insanı. Herkesin bir ağalığı var bu memlekette. Kimisi feodal yapıdan kaynaklanan toprak ağasıdır, kimisi coğrafi yapıdan kaynaklanan yol ağasıdır, kimisi cehaletinden ve laf taşımacılığından kaynaklanan laf ağasıdır kimisi de Bedoş amca gibi sebebi çok belli olmayan kahrını kendisinin sefasını başkasının sürdüğü eşek ağasıdır. Bedoş amca bu konuda o kadar fedakardır ki ahalinin ağzına malzeme olacak kadar da saftır. O yine de aldırmayarak bu eşek sevdasından vazgeçmez.
Köyde kimin ne yükü çekilecekse otunu, sapını, alafını, merek derdini Bedoş amcanın çektiği eşeklerinden yardım alınır ama kıymet bilinmez. Ertesi gün için yaylaya gidecek olan adamlar Bedoş amcadan eşeklerini isterlerken
-sabah eşeklerini versen şu yaylaya gitsek ama sabah erkenden karınlarını doyur
diyecek kadar da bu işi ona mal ve vazife edecek kadar da geniş insanlar. Bedoş amca ise madem bu eşekler benim karnını ben doyurmalıyım düşüncesini taşıyan bana göre saf ama onu sömürenlere göre hesabını bilmeyen adam. Bir yıl değil beş yıl değil durum her zaman aynı. Bedoş amcanın bu sevdası ahalinin torbadan öte genişleyen ağzına malzeme tabi.
Yine böyle güneşin her zamanki yerinden doğduğu bir gün eşeklerin ahalinin hizmetine sürülmesi beklenirken Bedoş amca birinin kapısını çalar ve kısmende olsa çaresizliğini anlatır der ki ;
- komşu bak bu eşekler benim ama herkesin hizmetine koşuyorlar herkesin yükünü çekiyorlar ama bir gün karınlarını doyuramazsam köylü beni ayıplıyor kimse de bana hak vermiyor mereğimde alafım bitti, yetiremiyorum ne yapacağımı bilemiyorum. Hanımında bir derdi var olurda masrafım olursa hani bu eşeklere saman, yem parası etmekten ve başka dertlerden faydalı olamayacağım üzüntüsünü yaşıyorum.
O gün Bedoş amcaya kahramanca fedakarca gelen bir davranış sergiler komşusu ve geri ödenmek kaydıyla biraz emanet para verir. Bedoş amcada günü geldiğinde hanımın derdine derman olamasa da kısmen faydalı olacak olan emanetin cebinde olmasının rahatlığı vardır. En azından o gün geldiğinde sıkıntı yaşamayacağım diyerek hanımının karşısında dik duracak olmanın erken rahatlığına kapılır. Mereğinde eşeklerin karnını doyuracak alafı azaldıkça endişelenir. Mereği dolu doluyken konu komşuya verdiği emanet alafların peşine düşer her kimi ararsa alaacğını isteyecen her aadam gibi kötü bilinir ve kınanır. Derken eşeklerin alafı bittiği bir gün Bedoş amca eşeklerini ahırından dışarı çıkaramaz. Önce mereğinde alafının bittiğini bilen en yakın komşuları kınar
-yükümüzü çekemiyoruz, bu eşekler neden semiz değiller, neden yük çekemiyorlar. Sen bu eşekleri aç bıraktın
gibi kınamayı aşan aşağılayan, hakir gördüklerini belirten cümleler kurmaya başlarlar. Bedoş amca yüzüne tokat gibi inen bu sözcükleri duydukça canı yanarsa da yine de eşeklerin karnını doyurmak, bu geçici sıkıntıyı atlatmak için çare ararken aklına en son gelebilecek bir şey olur. Sıkıntıyı aşayım diye müracaat ettiği kişiler bu durum karşısında Bedoş amca dan eşeklerin karnını bir iki gün doyurma karşılığı eşeklerin kendilerinin olmasını isterler. Bedoş amca suskundur diyemez ki ben bu eşekleri beş yıldır besliyorum benden çok sizlerin yükünü çekti ben bir kere bile birşey talep etmedim. Şimdi bu isteğin anlamının farkındayım ama ses etmiyorum derse der de demek istemez. Artık Bedoş amcanın sallandığının farkına varan bir kaçı hariç herkes birşeyler söylemeye başlar. O kadar ki özel yaşamını insanlara açmayan Bedoş amcanın neredeyse özel anları sorgulanmaya başlar. Haddini bilenler durumun farkında olduklarını ifade eden cümleler kurmaya başlarlar zaten ama haddini bilmeyenler Bedoş amcanın özel yaşamına kadar müdahil olurlar. Sözde bir dost diye başlayan ve biten notlar düşerler Bedoş amcanın yanındakileri kulaklarına. Bedoş amca;
-bu eşekler neden aç
-eşeklerini beslemiyorsun ki yükümüzü çekelim
-bak biz yükümüzü her eşekle çekeriz ama istiyoruz ki senin eşeklerle çekelim
-biz senin yanındayız
-yenge Bedoş amca eşekleri besleyemiyor onları bize versin
-ben bu eşekleri alıp yarış atı yaparım yeter ki bana versinler
gibi lafların hepsini hatta daha fazlasını duyar. Çünkü Bedoş amcanın da dostları vardır ve köy meydanında konuşulanları duydukça konuşanlarla alakalı Bedoş amcayı uyarırlar. Bedoş amca dostlarına komşularına toz kondurmak istemese de "bunların gerçek olduğunun farkına varmam için merekte alafımın azalması gerkiyormuş" der.
Bekir K Ahıskalı
Ağustos 2009
Bedoş'un Eşeği-1
Not: Bedoş Amca Bayburt'ta yaşayan halen hayatta olan yeğenlerini, torunlarını, eniştelerini tanıdığım hiç görmediğim ama yeğeninden dinlediklerim itibariyle hayatımızın benzeştiği bir amcamız. Bana anlatılanlar kadarıyla benzeşmeyen tek yanımız benim küfürbaz olmayışım. Bedoş amcaya dair yazacağım onlarca hikayesini dinledim. Bu dizinin adını Bedoş'un eşeği koymamın sebebi de eşekleri kendisinden daha popülerdi onun için
Benden Bedoş Amcaya tavsiyeler
Bedoş amca köyde komşunu seçme hakkın yoktur ama dostlarını seçme hakkın hâlâ var. Eşek besle ama sayıları kendi yükünü çekecek kadar olsun. Sayılarını azalt ve asla başkalarına karşılıksız iş yapma ki yapamadığın zaman kötü adam ilan edilmeyesin. Hayatında alaf alacağın, alafını verebileceğin komşu sayısı hem sınırlı olsun hem de merekte aldığın alafın hesabı merekte görülsün. Unutma bagaya ne koyarsan eşek onu yer o sebeple bagana kendi yükünü çekecek eşek yetiştirecek kadar alaf koy.
Alaf: Hayvan yemi
Merek: Hayvan yemlerinin konulduğu ver
Baga: Hayvanlarım yemlerini yemeleri için yemlerin konulduğu ahırda duvara sabitçe çakılmış yemlik
23.01.2010
Bedoş'un Eşeği-1*
Yazar Bekir K. Ahıskalı
12 08 2009
Son zamanlarda en çok duyduğum yakıştırmalardan birisidir "Bedoş'un eşeği"
Hani neresinden duysam da ucu bana dokunmasa diye duymamazlıktan geldiğim bir ifade. Israrla kulaklarıma sokulmaya başlanan bu sahip-merkep ilişkisini kaleme almaya karar vermek zor olmadı. Aslında böyle bir ifadeyi yazı diline dökmek ve yaşananları anlatmak Bedoş amcayı kızdıracak olsa bile benim hayatıma benzeyen yanları itibariyle yazmanın faydalı olacağını düşünüyordum. Yeğenlerinden ve torunlarından duyduğum bu ifade kulaklarımdan çıkmamak üzere yer ettiğinden artık topluma mal edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Olayın biraz da Nasreddin Hoca'nın hayatını ve yaşadıklarını anımsatan yanları da yok değil. Dışarıdan bakınca zaman zaman gülünecek kadar mizahi, zaman zaman da fedakarlık, idealistlik, içeriden bakınca ağlayacak kadar dramatik bir sahip-eşek ve ahali ilişkisi. Bu sebeple hayatıma benzeyen yanları oldukça fazla
Bedoş amca zevkine midir?, kahrına mıdır? bilinmez eşek besler ve yaşadığı ortamda eşek besleyen adam olmanın anlamsız gögüs kabarıklığını yaşayan bir Anadolu insanı. Herkesin bir ağalığı var bu memlekette. Kimisi feodal yapıdan kaynaklanan toprak ağasıdır, kimisi coğrafi yapıdan kaynaklanan yol ağasıdır, kimisi cehaletinden ve laf taşımacılığından kaynaklanan laf ağasıdır kimisi de Bedoş amca gibi sebebi çok belli olmayan kahrını kendisinin sefasını başkasının sürdüğü eşek ağasıdır. Bedoş amca bu konuda o kadar fedakardır ki ahalinin ağzına malzeme olacak kadar da saftır. O yine de aldırmayarak bu eşek sevdasından vazgeçmez.
Köyde kimin ne yükü çekilecekse otunu, sapını, alafını, merek derdini Bedoş amcanın çektiği eşeklerinden yardım alınır ama kıymet bilinmez. Ertesi gün için yaylaya gidecek olan adamlar Bedoş amcadan eşeklerini isterlerken
-sabah eşeklerini versen şu yaylaya gitsek ama sabah erkenden karınlarını doyur
diyecek kadar da bu işi ona mal ve vazife edecek kadar da geniş insanlar. Bedoş amca ise madem bu eşekler benim karnını ben doyurmalıyım düşüncesini taşıyan bana göre saf ama onu sömürenlere göre hesabını bilmeyen adam. Bir yıl değil beş yıl değil durum her zaman aynı. Bedoş amcanın bu sevdası ahalinin torbadan öte genişleyen ağzına malzeme tabi.
Yine böyle güneşin her zamanki yerinden doğduğu bir gün eşeklerin ahalinin hizmetine sürülmesi beklenirken Bedoş amca birinin kapısını çalar ve kısmende olsa çaresizliğini anlatır der ki ;
- komşu bak bu eşekler benim ama herkesin hizmetine koşuyorlar herkesin yükünü çekiyorlar ama bir gün karınlarını doyuramazsam köylü beni ayıplıyor kimse de bana hak vermiyor mereğimde alafım bitti, yetiremiyorum ne yapacağımı bilemiyorum. Hanımında bir derdi var olurda masrafım olursa hani bu eşeklere saman, yem parası etmekten ve başka dertlerden faydalı olamayacağım üzüntüsünü yaşıyorum.
O gün Bedoş amcaya kahramanca fedakarca gelen bir davranış sergiler komşusu ve geri ödenmek kaydıyla biraz emanet para verir. Bedoş amcada günü geldiğinde hanımın derdine derman olamasa da kısmen faydalı olacak olan emanetin cebinde olmasının rahatlığı vardır. En azından o gün geldiğinde sıkıntı yaşamayacağım diyerek hanımının karşısında dik duracak olmanın erken rahatlığına kapılır. Mereğinde eşeklerin karnını doyuracak alafı azaldıkça endişelenir. Mereği dolu doluyken konu komşuya verdiği emanet alafların peşine düşer her kimi ararsa alaacğını isteyecen her aadam gibi kötü bilinir ve kınanır. Derken eşeklerin alafı bittiği bir gün Bedoş amca eşeklerini ahırından dışarı çıkaramaz. Önce mereğinde alafının bittiğini bilen en yakın komşuları kınar
-yükümüzü çekemiyoruz, bu eşekler neden semiz değiller, neden yük çekemiyorlar. Sen bu eşekleri aç bıraktın
gibi kınamayı aşan aşağılayan, hakir gördüklerini belirten cümleler kurmaya başlarlar. Bedoş amca yüzüne tokat gibi inen bu sözcükleri duydukça canı yanarsa da yine de eşeklerin karnını doyurmak, bu geçici sıkıntıyı atlatmak için çare ararken aklına en son gelebilecek bir şey olur. Sıkıntıyı aşayım diye müracaat ettiği kişiler bu durum karşısında Bedoş amca dan eşeklerin karnını bir iki gün doyurma karşılığı eşeklerin kendilerinin olmasını isterler. Bedoş amca suskundur diyemez ki ben bu eşekleri beş yıldır besliyorum benden çok sizlerin yükünü çekti ben bir kere bile birşey talep etmedim. Şimdi bu isteğin anlamının farkındayım ama ses etmiyorum derse der de demek istemez. Artık Bedoş amcanın sallandığının farkına varan bir kaçı hariç herkes birşeyler söylemeye başlar. O kadar ki özel yaşamını insanlara açmayan Bedoş amcanın neredeyse özel anları sorgulanmaya başlar. Haddini bilenler durumun farkında olduklarını ifade eden cümleler kurmaya başlarlar zaten ama haddini bilmeyenler Bedoş amcanın özel yaşamına kadar müdahil olurlar. Sözde bir dost diye başlayan ve biten notlar düşerler Bedoş amcanın yanındakileri kulaklarına. Bedoş amca;
-bu eşekler neden aç
-eşeklerini beslemiyorsun ki yükümüzü çekelim
-bak biz yükümüzü her eşekle çekeriz ama istiyoruz ki senin eşeklerle çekelim
-biz senin yanındayız
-yenge Bedoş amca eşekleri besleyemiyor onları bize versin
-ben bu eşekleri alıp yarış atı yaparım yeter ki bana versinler
gibi lafların hepsini hatta daha fazlasını duyar. Çünkü Bedoş amcanın da dostları vardır ve köy meydanında konuşulanları duydukça konuşanlarla alakalı Bedoş amcayı uyarırlar. Bedoş amca dostlarına komşularına toz kondurmak istemese de "bunların gerçek olduğunun farkına varmam için merekte alafımın azalması gerkiyormuş" der.
Bekir K Ahıskalı
Ağustos 2009
Bedoş'un Eşeği-1
Not: Bedoş Amca Bayburt'ta yaşayan halen hayatta olan yeğenlerini, torunlarını, eniştelerini tanıdığım hiç görmediğim ama yeğeninden dinlediklerim itibariyle hayatımızın benzeştiği bir amcamız. Bana anlatılanlar kadarıyla benzeşmeyen tek yanımız benim küfürbaz olmayışım. Bedoş amcaya dair yazacağım onlarca hikayesini dinledim. Bu dizinin adını Bedoş'un eşeği koymamın sebebi de eşekleri kendisinden daha popülerdi onun için
Benden Bedoş Amcaya tavsiyeler
Bedoş amca köyde komşunu seçme hakkın yoktur ama dostlarını seçme hakkın hâlâ var. Eşek besle ama sayıları kendi yükünü çekecek kadar olsun. Sayılarını azalt ve asla başkalarına karşılıksız iş yapma ki yapamadığın zaman kötü adam ilan edilmeyesin. Hayatında alaf alacağın, alafını verebileceğin komşu sayısı hem sınırlı olsun hem de merekte aldığın alafın hesabı merekte görülsün. Unutma bagaya ne koyarsan eşek onu yer o sebeple bagana kendi yükünü çekecek eşek yetiştirecek kadar alaf koy.
Alaf: Hayvan yemi
Merek: Hayvan yemlerinin konulduğu ver
Baga: Hayvanlarım yemlerini yemeleri için yemlerin konulduğu ahırda duvara sabitçe çakılmış yemlik
Şair; itiraf et! Bencilsin.
Bekir K. AHISKALI
23.01.2010
Yazar Bekir K. Ahıskalı
23 10 2008
Şair; itiraf et! Bencilsin.
Kaşıkla verip kepçeyle almak istiyorsun. Fazla mı bencilsin, yoksa bana mı öyle geliyor?
Yaşadığın günlük hayatta şiirin bir ihtiyaç olduğuna inanıp bu duygu ve heyecanla yola koyuldun. Sen ve şiir garipsiniz. İki garip yolcusu. Duygularını başka yollarla ifade edenlere karşı mücadele eden iki kafadar. Kalemin bir başka ağlar, gözün bir başka. Hasretimizde bir başkadır çektiğin sevda gibi. Öyle yazar öyle beyan edersin. Elin kalem tutar dilin laf çevirir. Bu yolun her zaman maddi bir selamete çıkmadığını en iyi bilenlerdensin. Sevince adam gibi sevdiğini sevileceksen eğer adam gibi sevilmek istediğini söylersin.
Kıymetin bilinsin istiyorsun ama kıymet bilmemene rağmen kıymet bildiğini söylüyorsun. Aslında sen hak yemediğini de, başkalarının sevdalarına saygılı olduğunu da beyan ediyorsun. Ne de olsa dilin kemiği yok. Sen bunları beyan ediyorsun ama dışarıdan bakınca -az biraz- yalan söylüyorsun /sanki.
Nasıl mı?
Şiirlerinle var olmak istiyorsun. Başkalarının da şiirleriyle var olabileceğini düşüncesini aklından geçirmiyorsun /sanki.
Yazıyor yayınlıyorsun. Başkalarının da bunu yapmak istediğini düşünüyorsan eğer sel gibi olan duygularını akıtırken başkalarının hoş bir pınar gibi akan duygularını kapatıyorsun /sanki
Şiirlerin okunsun istiyorsun. Başkalarının şiirlerini okumadığını düşünecek olursak haksız bir istekte bulunuyorsun /sanki
Alkışladığın kadar alkışlanırsın. Ellerin cebinde alkışlanmak istiyorsun.
Bu arenada hata yapmak istemiyorsun ve daha iyiyi üretme peşindesin. Başkalarına yardım etmeden yardım alamazsın.
Farklı yazdığını farklı söylediğini düşünüyorsun. Başkalarını okuyacak olsan herkesin yazmış olduğunu yazdığını fark edecek ve daha iyiyi üretmek için kendini geliştireceksin.
Başkalarının şiirleri hakkında düşüncelerini beyan etmezken senin şiirlerin okunsun yorumlansın istiyorsun. Senin söyleyecek sözün yok mu yoksa bencilce bir talepte bulunuyorsun? /sanki
Evet. Bu sofrada (www.sairlerbirligi.com da) senin gibi 4 000 şair var. Duygularını beyan etsinler, sevdalarını haykırsınlar diye her birine bir zeytin hükmünde olan günlük bir şiir sayfası verilmiş. Bu sofrada 3-5-7 gibi şiir yayınlayarak başkalarının haklarını gasp ediyorsun /sanki
Burada yayınlanan şiirler her şairin kendi duygu vatanıdır. O vatanı korumak ve ayakta tutmak için senin nöbet tutmana ihtiyaç varken bunu yapmıyorsun. Sanki senin şiirlerini okuyan yorumlayan hatalarını söyleyen ve doğrularını alkışlayan arkadaşların nöbet başındalar ama sen rahatın için nöbet yerini terk etmişsin /sanki.
Vaktinin olmadığından şikayet ediyorsun. Başkalarına verilen ömürden daha az bir ömrün mü var? Onlarda hayatlarını çalışarak kazanıyorlar. Seni alkışlamak için kendilerine ayırdıkları zamandan harcıyorlar. Yaptıkları yorumlar kendileri için değil senin için. Bunu senin iyiliğin için yapıyorlar.
Şair kabul et!
-Okumadan okunmak istiyorsun /sanki
-Sevilmek için çaba sarf etmezken sevilmeyi bekliyorsun /sanki
-Yazıyor ama okumuyorsun /sanki.
-Alkışlanmak istiyorsun ama alkışlamıyorsun /sanki.
-Sevdanı büyütmüyorsun da büyükmüş gibi düşünmek istiyorsun /sanki
Şair; itiraf et! Bencilsin.
Bekir K. Ahıskalı
Şubat 2008
23.01.2010
Yazar Bekir K. Ahıskalı
23 10 2008
Şair; itiraf et! Bencilsin.
Kaşıkla verip kepçeyle almak istiyorsun. Fazla mı bencilsin, yoksa bana mı öyle geliyor?
Yaşadığın günlük hayatta şiirin bir ihtiyaç olduğuna inanıp bu duygu ve heyecanla yola koyuldun. Sen ve şiir garipsiniz. İki garip yolcusu. Duygularını başka yollarla ifade edenlere karşı mücadele eden iki kafadar. Kalemin bir başka ağlar, gözün bir başka. Hasretimizde bir başkadır çektiğin sevda gibi. Öyle yazar öyle beyan edersin. Elin kalem tutar dilin laf çevirir. Bu yolun her zaman maddi bir selamete çıkmadığını en iyi bilenlerdensin. Sevince adam gibi sevdiğini sevileceksen eğer adam gibi sevilmek istediğini söylersin.
Kıymetin bilinsin istiyorsun ama kıymet bilmemene rağmen kıymet bildiğini söylüyorsun. Aslında sen hak yemediğini de, başkalarının sevdalarına saygılı olduğunu da beyan ediyorsun. Ne de olsa dilin kemiği yok. Sen bunları beyan ediyorsun ama dışarıdan bakınca -az biraz- yalan söylüyorsun /sanki.
Nasıl mı?
Şiirlerinle var olmak istiyorsun. Başkalarının da şiirleriyle var olabileceğini düşüncesini aklından geçirmiyorsun /sanki.
Yazıyor yayınlıyorsun. Başkalarının da bunu yapmak istediğini düşünüyorsan eğer sel gibi olan duygularını akıtırken başkalarının hoş bir pınar gibi akan duygularını kapatıyorsun /sanki
Şiirlerin okunsun istiyorsun. Başkalarının şiirlerini okumadığını düşünecek olursak haksız bir istekte bulunuyorsun /sanki
Alkışladığın kadar alkışlanırsın. Ellerin cebinde alkışlanmak istiyorsun.
Bu arenada hata yapmak istemiyorsun ve daha iyiyi üretme peşindesin. Başkalarına yardım etmeden yardım alamazsın.
Farklı yazdığını farklı söylediğini düşünüyorsun. Başkalarını okuyacak olsan herkesin yazmış olduğunu yazdığını fark edecek ve daha iyiyi üretmek için kendini geliştireceksin.
Başkalarının şiirleri hakkında düşüncelerini beyan etmezken senin şiirlerin okunsun yorumlansın istiyorsun. Senin söyleyecek sözün yok mu yoksa bencilce bir talepte bulunuyorsun? /sanki
Evet. Bu sofrada (www.sairlerbirligi.com da) senin gibi 4 000 şair var. Duygularını beyan etsinler, sevdalarını haykırsınlar diye her birine bir zeytin hükmünde olan günlük bir şiir sayfası verilmiş. Bu sofrada 3-5-7 gibi şiir yayınlayarak başkalarının haklarını gasp ediyorsun /sanki
Burada yayınlanan şiirler her şairin kendi duygu vatanıdır. O vatanı korumak ve ayakta tutmak için senin nöbet tutmana ihtiyaç varken bunu yapmıyorsun. Sanki senin şiirlerini okuyan yorumlayan hatalarını söyleyen ve doğrularını alkışlayan arkadaşların nöbet başındalar ama sen rahatın için nöbet yerini terk etmişsin /sanki.
Vaktinin olmadığından şikayet ediyorsun. Başkalarına verilen ömürden daha az bir ömrün mü var? Onlarda hayatlarını çalışarak kazanıyorlar. Seni alkışlamak için kendilerine ayırdıkları zamandan harcıyorlar. Yaptıkları yorumlar kendileri için değil senin için. Bunu senin iyiliğin için yapıyorlar.
Şair kabul et!
-Okumadan okunmak istiyorsun /sanki
-Sevilmek için çaba sarf etmezken sevilmeyi bekliyorsun /sanki
-Yazıyor ama okumuyorsun /sanki.
-Alkışlanmak istiyorsun ama alkışlamıyorsun /sanki.
-Sevdanı büyütmüyorsun da büyükmüş gibi düşünmek istiyorsun /sanki
Şair; itiraf et! Bencilsin.
Bekir K. Ahıskalı
Şubat 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)